Sermaye denilince aklımıza belki ilk olarak para geliyor ama sadece para değil elbette. Tanım olarak sermaye ekonomi biliminde üretim sürecinde kullanılan, sonradan üretilmiş, doğal olmayan üretim araçları olarak tanımlanır, bir diğer tanım ise mal üretmek için makine, ekipman, fabrika gibi fiziksel araçlardır. Finans alanında ise dönüştürülebilen araçları kapsamakta ve esas olarak mülkiyet hakkına vurgu yapmaktadır. Peki kelime anlamı ve etimolojisine bakarsak sermaye fars kökenli bir kelime olmakla birlikte ser-baş , maye-para anlamındadır ve birleşik olarak yazılır ve kullanılır. Anlam olarak ise “bir borcun ana parası” kabul edilmektedir. Peki sıradan insan için sermaye nedir? Şimdilerde sermaye para olarak kabul edilse de aslında sermaye insanların elindeki mal veya paraya ya da takasa uygun olabilecek değeri karşılığında başka bir değere insanların ulaşmasını sağlayacak eldeki herhangi bir somut meta olarak düşünülebilir, yani değerli bir mal, eşya vb.. İnsanlık tarih boyunca bir şeyleri sorgularken bir yandan da hayatları sonlanmayacakmış gibi mal mülk edinmeye çalışmıştır. Bir şekilde içgüdüsel olarak kendisini garantide hissettirecek(!) bir takım imkanları edinmeye onları korumaya odaklanmıştır. Oysaki hiçbir şey garantisinin olmadığını biliyor hatta ölüm gibi sert ve kesin bir gerçekle yüzleşirken bile sürekli bu gerçeği hatırlıyordu insanoğlu. Tarihten hiç ders almamış mıdır sizce insanoğlu yoksa ders aldıkları için mi icatlar gerçekleşmiştir. Gerçi icatlar, buluşlar genel anlamda teknik konulara odaklı olmuştur ama insanlara çok faydası olmuştur. Fakat icatların önceleri faydası olmuşsa da sonradan insanların daha fazla çalışmasına sebep olmuştur. Zaten bu dünyaya neden geldiğini çözemeyen bu yüzden inançlar üreten, nereye gideceğini bilemeyen bunlara çözüm arayan, hayatın anlamını sorgulayan insanlık ya da ona anlam atfetmeye meyilli insanlık neden çok çalışmaktan geri dursun ki. Vakti güzel geçirmese de oyalanmasını sağlayacaktır değil mi? Ama işler öyle gerçekleşmiyor çünkü insan sanılandan çok daha kompleks bir varlık bu yüzden de ne yapılırsa yapılsın ne bulunursa bulunsun hem tatminsiz hem de mutsuz olabiliyor. Belki dile getirilmiyor ama her bir birey sürekli arayış içindedir ve başlıca sebebi bu durum oluşturmaktadır. Sorgulayan insan başka şeyleri merak eden insan ister istemez mevcut durumdan rahatsız olacaktır. Dolayısıyla yapmak istediği şeyleri düşünmeye bazı şeylerin hayalini kurmaya çalışacaktır. Peki bu durumun konumuzla bağlantısı nedir? Şöyle ki tarihteki gelişmeler, icatlar vs.. insanların işini kolaylaştırmaktan ziyade insanları normalden fazla çalıştırmakla onları sindirmiş gibi gösterse de onları aslında sindirmemiş başka ateşlerin kıvılcımlarını içerilerinde oluşturmuştur. Mesela sanayi devrimi; İngiltereden filizlenmiş buharlı makineler, fabrikalar aslında verimli, sorunsuz ve bolca üretim sağlamıştır. Fakat sonuçları yıllar içinde ortaya çıkmıştır. Kısa sürede oluşan fazla değer elde kalmış ve birikmiştir. Normalde uzun vadede üretilecek olan metalar kısa sürede çıkınca ortaya mecburen dışa açılarak başka toplumları işin içine sömürge veya ticaret yoluyla çekmiştir. Dışarda bunlar yaşanırken içerde ise ağır koşullarda çalışan öncelerin köylüsü o zamanların işçi sınıfı, iş ve temel ihtiyacı dışında kendine vaktinin kalmadığını fark etmeye başlamıştır buna ek olarak çok da fazla bir para eline geçmemiştir. Burada belki sermaye sahiplerini konuşmak gerekir onların bu durumu kötüye doğru kullanması veya iyi idare edememesi veya etmek istememesi çalışan insanların uzun saat çalışmaları çocuklarıyla ve ailesiyle vakit geçirememesi hayatın içinde ama yaşamın dışında bir durumda kalması onların çalışandan köle durumuna doğru evrilmesine sebebiyet vermiştir. Elbette bu durum yıllar içinde başka yaklaşım tarzlarının ortaya çıkmasına yardımcı olacaktır. Baştaki konumuza doğru yaklaşırsak sorumuz şu; insanlık için para ne anlama geliyor. Para hala o Lidyalıların bulduğu anlamda mı sizce? Tabii ki hayır. Para neydi genel anlamda mal ve hizmetlerin değiş-tokuşu için yaygın olan araçlardan birisi. Takas için alternatif gibi olan belki madenlerin kullanımıyla bir şey olarak ortaya çıktı ama kullanımı sadece malın değişimini kolaylaştırmaktı ilk başlarda fakat şimdi öyle mi değil elbette. Para uzun yıllardır insanların gözünde güvence, rahatlık, güç, imkan, satın alma gücü ve bunun gibi anlamlara gelmektedir. Paradan dolayı mı böyle yoksa insandan dolayı mı böyle bu algı? Para bir cansız varlıksa haliyle iş bizde bitiyor ya da daha doğrusu bizim paraya yüklediğimiz anlam ve anlamlarda. Biyolojik olarak insanı ele alırsak beynimiz belirsizliği tehdit olarak algılar ve kesinlik yaratan şeyler dışındaki her şeye odaklanmamızı engelleyerek kendini korumaya odaklanır. Evrimsel süreçler boyunca beyinlerimiz belirsizliğe direnmeye hazır halde bulunmuşsa bile, hiçbir zaman geleceğin bize ne getireceğini bilemeyiz. Bu hal bize anksiyete olarak dönmüştür. Anksiyete; nedeni bilinmeyen, içten gelen, belirsiz, korku, kaygı, sıkıntı, kötü bir şey olacakmış endişesi ile yaşanan bir bunaltı duygusudur. Yaşamı tehdit eden ya da tehdit şeklinde algılanan bir çeşit alarm duygusudur. İçten ya da dıştan gelen tehlikeler ya da tehlike beklentilerine karşı yaşanan bir tepkidir. Korkunun, anksiyetinin bir sebebi de bilinmeyen şey, durum, kişi veya olaydır. Belki para direkt bir tehdit ve bilinmemezlik durumu oluşturmasa da dolaylı olarak bir gelecek kaygısı, belirsiz bir durum, yorumlanması ve anlamlandırılması gereken bir şey olarak değerlendirilmiş insanlar tarafından bunun da en önemli sebebi beynimizin kendini ve doğal olarak bizi koruma altına almak istemesi ve bu durumla savaşma isteğidir. Toparlarsak sermaye denillince insanoğlunun aklına para ve metalar geliyor. Parayı elde eden imkanları ve gücü elde ediyor. Tarih boyunca yaşanan devrimler, buluşlar farklı olaylar insanları etkilese de sonunda biyolojisine yenik düşebiliyor insanlığın büyük bir çoğunluğu bireyci yaklaşımla değerlendirdiğimizde belki normal kabul edilebilir fakat bunun genele ve topluma ne denli faydası olur tartışılır. Ölüm gibi bir soğuk gerçeği bilmesine rağmen hayatını anlamlı ve hep birlikte anlam katarak yaşamayı bir türlü adet edinememiştir insanlar. İcatlar tarihin akışını değiştirmiş olsa da özünde her kritik dönemeçte insanlık yanlış tercihlere yönelmiştir. Yanlış tercih olarak bahsettiğimiz ise genelin faydasına olanı seçmemektir. Bu yüzden yaşanan değişiklikler bir süre sonra insanlığa ağır bir fatura olarak dönmüştür. Kıymeti bilinmeden geçen hayatlar aslında her şeye bir değer atfetmeye meyilliyken paranın keşfi ve yüzyıllar içinde yüklenen ve değişen anlamlarla değerlerini paraya veya paranın sağladığı güce kurban vermiş olup esas olan bir şekilde tozlu raflarda kalmıştır. Üretilen değerlerin ve imkanların bölüşülememesi belki de bu durumu körükleyen önemli unsurlardan bir tanesidir belki de en önemlisidir. Kapitalizm kavramı işte tam burada karşımıza çıkıyor. Peki kapitalizm nedir? Kısaca anlatmak gerekirse üretim araçlarının özel mülkiyetine ve bunların kar amacıyla işletilmesine dayanan bir sistemdir. Toplumu yönetenler ve yönetilenler olarak bir şekilde ikiye ayırmıştır. Sanki eski dönemlerin güncellenmiş hali gibi duruyor değil mi? Kapitalizme göre ortada bir pasta vardır ve herkes bundan payını almak için çaba sarf edecektir. Hal böyle olunca insani duygular yerini rekabet ve bencilliğe bırakmıştır. Aslında bu denli sivri bir etkisi olacağını belki de Karl Marx veya bu kavramı destekleyenler bile düşünmedi ama insanın yapısı işleri bu seviyeye getirmiş bulunmakta. Peki şimdi ne yapmalı? Bulduklarımız tatmin etmemiş olabilir bizi başka bir pencereden bakmayı denesek nasıl olur? Madem ki sermaye denilince bizim için hikaye “Game of Thrones” gibi gidiyor o zaman son olarak Sosyal sermaye kavramına bakalım. Sosyal sermaye, bireylerin, toplumun resmi ve sivil kurumları arasında üyelik yoluyla fayda sağlama kapasitesi ve yeteneğidir. Bir yandan komşular, aileler ve bireyler arasında, diğer yandan da toplumdaki kurumlar arasında bağ oluşturan bir sermaye türüdür. Toplumdaki bireylerin, mevcut kaynakların daha etkin kullanımını sağlamak üzere birlikte çalışabilmeleri için sosyal sermayeye ihtiyaç vardır. Genellikle kabul edilen görüş ise, ortak faydaya dayalı işbirlikçi davranışın sosyal sermayenin özünü oluşturduğu ve de sosyal grupların, ortak iyinin elde edilmesi için birlikte çalışabilme ve işbirliği yapabilme kapasitelerini ifade ettiğidir. Sosyal sermaye kavramının çok boyutluluğu dolayısıyla, üzerinde fikir birliği yapabileceğimiz net bir tanım bulabilmek zordur. Yapılan tanımlamalarda güven, norm ve ağ kavramları ön plana çıkmaktadır. Toplum kesimlerinin ve bireylerin birbirlerine olan güven düzeyi, yazılı olan ve olmayan her türlü toplumsal davranış ve kurallardan oluşan normlar ve sosyal içerikli iletişim imkânlarının niteliği, sosyal sermayenin genel düzeyini belirlemektedir. Sonuç olarak elbette insanlık yaşarken ortaya somut bir değer ortaya çıkartacaktır. Bu değer ortaya çıkarken nadir insanların imzasıyla sıradan insanların çabasıyla yoğrulmaktayken bazı kurnaz insanlara ortadaki pastadan fazlaca pay vermek çok da mantıklı gelmiyor kulağa. Belki hakim sistemi bir anda değiştiremeyecekse de insanlık ve bu uzun hayat yolunda her ne kadar insanı biyolojisi sekteye uğratıp hataya düşürse de sosyal sermayeye ve insana önem veren insani paylaşıma ve insancıl duygu, düşünceye daha çok yaklaşma şansı olan sisteme doğru adım atmak belki de bir nebze olsun nefes aldırır insanlığa. Kimbilir belki o zaman sermayeye kurban olmadan hayatını daha anlamlı yaşama şansı bulabilir..
Peki, sen ne düşünüyorsun?