
Malumunuz bu aralar Amerikada dünya kupası organizasyonu gerçekleşiyor. Amerikanın bu tarz organizasyonları gerçekleştirmede Avrupadan ve tabii ki bizden farkı bu tarz mega etkinliklere mücadele rekabet gibi kavramların yanı sıra ve hatta daha da fazla önem atfederek Eğlence olarak bakmasıdır. Bir eğlenme kültüründen bahsediyorum burada. Eğlenme kültürü bizim tarzımızdan biraz farklı ve işin içinde kayda değer faydalar ve bol paralar olunca haliyle bu durum gerçek adıyla buluşuyor. Eğlence pazarlaması(Entertainment Marketing) deniyor buna. Örnekleri NBA(Ulusal Basketbol Birliği), NFL(Amerikan Ulusal Futbol Ligi), MLB(Amerikan Profesyonel Beyzbol Kulüpleri Ligi) daha da çoğaltılabilir. God Bless America!
Tabi ben dünya kupası maçlarını imkanım doğrultusunda izlemeye gayret ediyorum. O harika vakitlere denk gelen(!) organizasyonda son günlerde çok güzel maçlar gerçekleşmekte. Fakat ben maçları izlerken zannediyorum pazarlama etkisiyle biraz fazla iştahlandım. Filmlerde görmüşsünüzdür mutlaka insanların bu tarz filmlerde bir şeyler yiyerek eğlendiğini ve sadece oynanan müsabakadan haz almak değil aynı zamanda orada olmak, anı yaşamak ve muhteşem fast-foodlar tüketmek gibi alışkanlıkları vardır. Bende etkisi farklı cereyan etti. Onu sizinle paylaşmak istiyorum. Kamera tribünleri gösterdiğinde ülke takımlarını destekleyen taraftarlar ve seyircileri görünce üstüne bu artan hava sıcaklıklarıyla birlikte dedim ki bi dondurma olsa ne giderdi ama çook canım çekti be. Buz gibi dondurmaa.. Yerken onu, dilim damağım donarken, tüm soğukluğu beynimin en üstünden frontal lobuma( bilmeyenler için futbolcunun kafayla gol attığı kısım :) ) kadar hissettiğim sırada Messi, Ronaldo veya Lamine Yamal hareketiyle dengeye geldiğimi hayal ettim. Sonra bir anda aklımda bir soru işareti sahi kim buna dondurma dedi. Donnarumma tamam onu biliyoruz da bu dondurma da kim nereden gelir kim buldu bunu? İnsan bunu neden bulur değil mi yani? Neyse iyi ki bulmuş iyi ki var yoksa çekilmez ama dimi..
Dondurmanın kökeni, tek bir coğrafyaya veya tarihe dayanmaktan ziyade, “buz yönetimi” ve “soğutma teknolojisinin” gelişimiyle binlerce yıla yayılan bir evrim süreci olarak geçiyor kaynaklarda. Yani bazı milletlerden örnekler verelim mesela Persler. Antik İran, eski İran olarak bilinen persler Buz saklama teknolojisinde önde gelenlerden biri. Kışın oluşan buzları toplayıp “Yakhchal” isimli depolarında saklamışlar. İlginç arı kovanı şeklinde olan bu depolarla yaza kadar saklamayı başarmışlar. Buzları kullanarak gül suyu ve şehriye ile karıştırarak bugün de bilinen “Faloodeh” benzeri serinletici tatlılar yapıyorlarmış. Ne ilginç değil mi?
Her yerden çıktığı gibi elbette Çin de oyunun içinde var. MÖ 3. binyıla kadar uzanan kayıtlarda, buzla karıştırılmış meyve suları ve bazen süt ürünlerinin tüketildiği belirtiliyor. Hatta Tang(bu isimde içecek mi vardı ne?:) ) Hanedanı döneminde, süt ve unun karıştırılıp soğutulduğu tekniklerden bahsedilir. Antik Roma ve Yunanda ise daha tanıdık bir isim var kanımca. İmparator Neron(Roma’nın ateş bükücüsü) gibi yöneticilerin, dağlardan getirilen karı bal ve meyve özleriyle karıştırarak “sorbet” benzeri tatlılar hazırlattığı efsaneleri de yaygın.
Sabırlı olun henüz soğutmadayız. Açık büfenin soğuk kısmında gibi hissettiniz farkındayım ama okurken bile serinlik geldiğini hisseder gibi oluyorum. Rönesans döneminde ise İtalya’da Fransa’da Şefler krema, şeker ve yumurtayı birleştirmiş dondurmuş ve saray tatlısı yapmış. Efsaneye göre Marco Polo, Çin’deki buzlu tatlı tariflerini Avrupa’ya taşımıştır. Ardından Catherine de’ Medici’nin İtalya’dan Fransa’ya gidişiyle birlikte, İtalyan usulü dondurma teknikleri Avrupa saray mutfaklarında standart haline gelmiş. Ama esas dondurma kırılım noktası tahmin edersiniz ki ding ding ding, and the Oscar goes to.., tabii ki Amerika. Sene 1851’de Jacob Fussell‘in ABD’nin Maryland şehrinde ilk ticari dondurma fabrikasını açması, dondurmanın kitlelere ulaşmasını sağlamış. Tabii ki teknolojiyle birlikte buraya kadar geldik. Şimdi ise her şeyde olduğu gibi dondurmada da muhteşem fabrikalar var. Bizde de hem eski usül hem yeni tarz üretim yerleri mevcut. Herkesin dondurması belki kendisine güzel gelir ama Maraş dondurmasıyla da yarışılması sanırım biraz zor. Burada biraz kayrılmayı hak ediyor emekçilerimiz ve kültürümüz.
Peki Dondurmayı neden bu kadar arzuluyor insanlar hiç düşündünüz mü? Sadece serinlemek için mi? Sanmıyordum araştırdım baktım. Dişe dokunur ya da dişi dondurur şeyler buldum. Hemen paylaşıyorum. İnsan beyni çağlardır hayatta kalmaya ayakta kalmaya çalışıyor. Evrimsel süreçte bu tarz yağlı ve şekerli besinleri ödül gibi kullanmış ve hedoni mekanizması sürekli tetiklenmiş. Dondurma, içeriğindeki yüksek şeker ve yağ oranıyla beyindeki “hedonik noktalara” (haz merkezleri) doğrudan etki ederek ani bir dopamin salgılanmasını tetikliyor ve kısa süreli bir mutluluk ve ödül hissi yaratır. Ama sadece bu mudur? Nope.. Araştırmalar göstermiş ki bu ürün bir duygusal regülasyon yaratıyor. Nasıl yani? Şöyle ki Araştırmalar, insanların dondurma gibi “konfor yiyeceklerine” çocukluklarındaki bakım verenleri veya mutlu anıları hatırlattığı için yöneldiğini gösteriyor. Bu, yalnızlık veya stres anlarında kişiye “güvende olduğu” hissini veren tanıdık bir limanmış. Biz bu limanı sevdik hem de çok :) Başka bir açıdan eski çağlardan bu yana bakıldığında dondurma Antik Çin’den 19. yüzyıla kadar buz, lojistik maliyeti nedeniyle bir ayrıcalıktı. Saraylarda buzlu tatlılar tüketmek, doğaya ve kaynağa hükmetmenin bir sembolüydü. Ama endüstrileşme ve Kapitalizm ile harmanlanınca(ahanda bir kapitalizm faydası bulduk helal bize) şimdi ise herkesin ulaşabileceği bir ürün oldu. Çünkü sen buna değersin.. :))
Dondurma bu denli fazla ve her geçen gün artan çeşitte üretilince insanın aklına biz bunların arasından nasıl seçim yapıyoruz gibi bir soru geliyor. Pierre Bourdieu beğeni üzerine “Beğeni bir sınıflandırma aracıdır; beğeniyi sergileyen kişi, kendini sınıflandırır ve başkaları tarafından sınıflandırılır.” Yani marka içeriğe karşı gibi bir kıyas çıkıyor ortaya. Şimdi kimimiz güvenilir marka derken kimisi lezzet diyebilir saygı duymak lazım. Eskiler ise Zarfa değil mazrufa bak diyecektir. Ancak dondurma gibi bir ürün bir sınıf malzemesi yapılabilir mi sizce? Bakalım.. Tüketim, sadece bir ihtiyacı gidermek değil, kişinin “habitus”unun (yaşam tarzının, dünya görüşünün) bir dışavurumudur. Yani aslında alışkanlıklarımız bizi gösterir gibi bir mana çıkartıyoruz üstadın dediklerinden. Modern toplumda dondurma yemek, sadece şeker ihtiyacını karşılamak değil, o “anlık haz” (gratification) kültürüne katılmaktır. Özellikle sosyal medyada dondurma fotoğrafları paylaşmak, o “estetik haz” dünyasına ait olma çabasıdır. Sonuçta bu bir ürün ve tüketim malzemesi. Bunu da tüketen büyük bir toplum kitlesi ise bu kısmı tüketim toplumu açısından da değerlendirmek yanlış olmaz. Zygmunt Bauman‘a göre tüketim toplumu sadece “tüketici”lerden oluşmaz. Emile Durkheim’den bir örnek de verir hatta. “parçalarının toplamından daha büyük bir bütündür” tüketim toplumu. “Dondurma, günümüzde artık bir gıda maddesi olma vasfını yitirmiş; bunun yerine, sıcak ve bunaltıcı gerçekliğin ortasında arzulanabilir, estetik ve soğuk bir ‘yeryüzü cenneti’ vaadi olarak kodlanmıştır. Tüketici dondurmayı yerken sadece soğuk bir maddeyi tüketmez; o, bu eylemle birlikte ‘tatlı yaşamın’, ‘çocuksu saflığın’ ve ‘estetik hazın’ bir simülakrını, yani gerçekliğin kendisinden arındırılmış bir gösterge sistemini satın alır. Dondurmanın porsiyonu, rengi veya dükkânın iç mekân tasarımı; artık ürünün lezzetinden ziyade, tüketicinin sosyal medyadaki dijital imgesine ne kadar uyum sağladığıyla ölçülen bir ‘ayrıcalık’ nesnesine dönüşmüştür. Böylece dondurma, biyolojik bir ihtiyaçtan koparılarak, arzunun sürekli devir daim ettiği, hiçbir doygunluğun gerçekleşmediği o büyük tüketim evreninde, geçici ama kusursuz bir ‘gösterge’ olarak konumlandırılır.”
Aristoteles(Babayla zor yarışırlar..) demiş ki;
“Bizler, tekrar tekrar yaptığımız şeylerden ibaretiz. O halde mükemmellik bir eylem değil, bir alışkanlıktır”
Yani şimdi bunun ne alakası var dondurmayla?! Var. Olmaz mı? Dondurma bilgisi bir pratik ister tek seferde başarmak şans olur. Kaldı ki çabuk başarılması kolay bir ürün de değildir. Bu kadar tüketim malzemesi pazarlama harikası olmuş olan bu yeryüzü cenneti parçası öyle çalakalem olur mu hiç? Elbette defalarca pratik yapılacak ve alışkanlık haline gelecek her şeyde olduğu gibi. Öylece hep aynı lezzeti tadalım mutlu olalım, olalım ki sınıfsal olarak Krallarla aynı seviyede hissedelim, güvenli limanımızda içimiz çocuk dışımız kral-kraliçe olsun.
Pekâlâ, ya Aristo Baba ne derdi bu işe? “Bizler, tekrar tekrar yaptığımız şeylerden ibaretiz. O halde mükemmellik bir eylem değil, bir alışkanlıktır.” İlk bakışta dondurmayla ne ilgisi var diye düşünebilirsiniz. Ama biraz durup düşününce aslında Dünya Kupası’nı izleme ritüelimizden, tribündeki taraftarın coşkusuna; maç başlar başlamaz elimizin patlamış mısıra, gazlı içeceğe ya da benim o akşam canımı fena hâlde çektiren dondurmaya gitmesine kadar her şey alışkanlıklarımızın bir parçası. Yıllar içinde spor sadece doksan dakikalık bir mücadele olmaktan çıkmış; yemeğiyle, müziğiyle, ekran başındaki heyecanıyla ve paylaşılan anılarıyla bir yaşam kültürüne dönüşmüş. Belki de Amerika’nın “eğlence pazarlaması” dediği şey tam da budur: İnsanlara sadece bir maç satmak değil, her dört yılda bir tekrar etmek isteyecekleri bir alışkanlık kazandırmak. Benim bugün dondurma istemem de belki açlıktan değil, o atmosferin bende uyandırdığı ritüelin bir parçasıydı.
Afiyet olsun, neşeli seyirler..

Peki, sen ne düşünüyorsun?